Kingsman: Golden Circle geçtiğimiz hafta vizyona girdi. 2014’te çıkan Kingsman: The Secret Service filminin devamı olan film beklentilerin biraz aşağısında kaldı. Filmin konusu şöyle bir görev sırasında Kingsman ajanlarının dosyaları ele geçirilir. Eggsy o sırada Prenses Tilde ve ailesi ile kraliyet sarayında tanışma yemeği yemektedir. Bu yüzden diğer ajanlarla aynı kaderi paylaşmaz ve kurtulur, ayrıca dosyası Kingsman servisinde yer almayan Merlin de kurtulmuştur. Merlin göreve devam etmek üzere Eggsy’i gizli bir kasaya götürür. Kasadan bekledikleri büyük şey çıkmaz, çıka çıka bir viski şişesi çıkar. Onlar da bu beklenmedik gelişmeyle dostlarını anmak üzere, her bardağı birine adayarak şişenin dibini vururlar ve duygulara yer olmayan bu işte sarhoş olup gözyaşı dökerler. Mesele şişenin dibindeki yazıda anlaşılır, Statesman yazmaktadır. Görünüşe göre içkinin üretim yeri olan Amerika Kentucky’de Kingsman’in kuzeni Statesman yer almaktadır. Merlin ile Eggsy de kuzenlerinden yardım istemek üzere Amerika’nın yollarını tutarlar. İngilizlerin nostaljisi Bond tipi takım elbiseli ajanları ise Amerikalıların vahşi batı kovboylarıdır. İngiltere’nin kralı varsa, Amerika’nın eyaletleri vardır. Ey İngilizler sizin yapay kibarlığınız varsa, bizim de Kentucky’imiz vardır. Burası Kentucky, buradan çıkış yok. Buralarda martini dersen sana viski verirler, içtiğimiz içki gibi sertizdir. Biz öyle şemsiyelerle terbiye vermeyiz, kementlerle haşat ederiz. Sevgili Kingsman bak kuzenimizsin diye bir şey demiyorum ama Statesman cafcaflı takım elbiseler değil, kovboy şapkası takar, beyzbol sopalı silahlar kullanır, o çok amaçlı sopalarla beyzbol topundan bombalar yollarız. Siz elamanlarınızı Kral Arthur efsanesinden isimlerle kodluyorsanız bizler alkolik olduğumuz için onları şampanya, viski, tekila, zencefilli gazoz diye çağırırız. Evet, burası vahşi batı. Kibarlığa, centilmenliğe geçit yok!

Dünyanın en başarılı iş kadını olan Poppy gerçekten çok zengindir ve ona sadakat ile bağlı, otoritesini sarsmayan, her emrini yerine getiren çalışanları vardır. Fakat Poppy’nin bir problemi vardır, evinden uzaktadır ve sıla hasreti çekmektedir. Aslında bulunduğu yeri evine benzetmiştir hem de 1950’lerin Amerikası’na ancak Poppy’nin sorunları bitmez ki; bulunduğu yer okyanusun ortasındaki onun dışında kimsecikler tarafından keşfedilmemiş balta girmemiş ormanları olan bir adadır. O tam olarak Amerikan güçlü kadın idealinin bir yansımasıdır. Zarif ve kibardır, güzel ve sevecendir. Bir anne gibi şefkatli, melek kadar güzeldir. Hep güler, benim annem canım annem, beni al kollarına… Ayrıca Poppy emeklerinin karşılığını almak, ünlü olmak ve şöhret istemektedir. Peki bu kadın hem bu kadar zengin olup nasıl ünlü olamaz ki, nasıl kimseler onu bilmez? Cevap basittir: Poppy biraz yaramaz bir kızdır. Hem aramızda kalsın epey hukuksuzdur da. Poppy’nin zenginliğini ve bu denli başarılı olmasını borçlu olduğu şey global bir uyuşturucu karteline sahip olmasıdır. Ve onun en büyük amaçları: ünlü olmak, başarılarının takdir edilmesi, uyuşturucuyu tüm dünyada serbest kılmak, özlediği evine dönmek ve dönerken yasal koruma altında olmak. Poppy’nin büyük hayalleri var. Yeni aldığı elemanlara altın çember dövmesini dağlayan bir robotu var, otoritesini sarsan, sözünü dinlemeyen elemanlarını durduran iki robot köpeği ve onları parça pinçik eden kıyma makinesi var. Çok da başarılı bir aşçı kendisi, yaptığı hamburgerlere kıyma makinesinde doğradığı kişilerin etinden köfteler koyar, sonra da onu yeni alacağı elemanlarına yedirir. Onun bu bütün özellikleri iki tip insan grubunda vardır: CEOlarda ve psikopatlarda. Siz karar verin hangisi olduğuna. Kıyma makinesi sahnelerinden sonra zaten hangisi olduğunu anlayacaksınız. Bizden söylemesi, epey mide bulandırıcıdır. İşte Kingsman’i dağıtan da bu kadındır.

Şimdi ilk filme dönecek olursak Kingsman neyi başarmıştı? Aksiyon filmlerinin klişeleriyle alay eden, bunu etkileyici görsellikle destekleyen ve bir taraftan da hem güldürü hem de heyecan dozunu en iyi şekilde ayarlayan dağınık aksiyon filmi Kingsman uzun yıllardır kaybolmuş bir tadı ağzımızda bırakmıştı. Uzun yıllardır böyle bir film bekliyorduk. Hem modernliğe ayak uyduracak, hem de buram buram nostalji kokacak bir filmdi Kingsman. O yüzden devamını bekliyorduk. Beklediğimize değdi mi? Sanırım ilk film standartlarımızı çok yükselttiği için ikinci filmden daha büyük bir yükseliş bekliyorduk fakat film iyi olmasına iyi olsa da ilk film kadar etkileyemedi maalesef. Yine nokta atışları yapmıştı, öncülüne çok güzel ayak uydurmuştu, yeri geldiğinde Game of Thronesçuluk bile oynadı fakat yine de ilk filmin tadı yoktu. Filmi sevdik mi, evet sevdik. Her yerinden ağır manyaklık akan ve tuhaf çekimli bir komedi aksiyon filmini kim sevmez, hele de böyle bir kast varsa filmde. Yine de bunun en büyük sebebinin beklentilerimizin yüksekliği olduğunu düşünüyorum, çünkü iki filmde de göze çarpan kendini ciddiye alma derdinin olmayışıydı. Fakat biz ciddiye aldık ve sahiplendik sanırım. Bu film ilkine oranla daha da ciddiyetsiz ve saçmaydı açıkçası. Filmin tahmin edilebilirliği de epeyce fazlaydı. Filmin en büyük hatası sanırım klişeleri tiye alışını içselleştirmesiydi. Karakterler o basmakalıplıkla dalga geçmek yerine o basmakalıplığın kendisi oluveriyorlardı. Bu da filmin uğraştığı bütün şeylerin yıkımı olmuş belli açılardan. Kendi içerisinde tutarsızdı, tiye aldığı her şeyi ise filmdeki karakterleri ile yaşıyordu da. Bu da zaten tiye alışını biraz samimiyetsiz yaptı. Materyali güzel olan bir film olduğu için sevdiriyor, ama öncülünün hakkını veremeyerek dağıtıyor. Daha güzel bir iş beklerdim. Üçleme olacağı açıklandığı üzere umarım üçüncüde bir şeyleri düzeltirler. Channing Tatum’un filmde çok yer etmeyişine üzüldüm açıkçası fakat filmin sonunda Kingsman dükkanının önünde duruyordu, belki üçüncü filmde daha çok görürüz onu.

Film hakkındaki en büyük eleştirim ise siyasete dayalı. Tabi bu biraz öznel bir eleştiri. Poppy’nin dünya çapında başlattığı yasal uyuşturucu kampanyasına eli mahkummuşçasına destek veriyor gibi görünen ancak aslında uyuşturucu kullananları suçlu ilan edip onları kafeslere kapatan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tiplemesini Trump’a bir gönderme olarak aldım. Onun virüse yakalanan özel kalemi ise filmin sonunda yeni başkan olunca haklı olduğumu daha fazla anladım. Buna öznel deme sebebim Hillary Clinton’dan da en az Trump kadar nefret ediyor oluşumdur. Harry Hart fragmanlardan da bildiğiniz üzere filme geri dönmüş. Colin Firth’ün başarıyla canlandırdığı ve bana filmi sevdiren bu karakter ilk filmde absürd kilise sahnesi sonrası Valentine tarafından öldürülüşünün ardından Statesman tarafından kurtarılmış fakat hafızası tetikleyici bir şey olana kadar ajan olmadan önceki haline dönüvermiş. Kendisini bir kelebek bilimci zannediyor. Tabi ki bu durumu köpek vurma travması ile geri alıyorlar fakat Galahad’da bir takım arızalar yok değil. Tek gözü korsan gibi kapalı, diğer gözünde sürekli kelebekler görüyor falan. Merlin ise ciddi ciddi filmi kotaran karakterdi bana kalırsa. Bravo Mark Strong’a. Sesi de pek güzelmiş.


Hikayenin adı Altın Çember fakat bundan bahsedilecek bir taraf görmüyorum bile. Poppy elemanlarını altınla damgalıyor. Tek olayı bu. Yani filmin ismini başka bir şey de koysalarmış olurmuş. Ayrıca Poppy’nin ünlüleri çalmak gibi ilginç bir alışkanlığı da var. Adası’na getirip onları kendine şarkı söylemeye zorluyor. İşte bu noktada filmin en absürd karakteri devreye giriyor: Elton John. Filmin saçmalık dozunu o kadar yükseltmiş ki yersem mi sevsem mi bilemedim. Sevgiden yana kullanacağım çünkü amacına uygun olarak absürdlükten başka bir şey yaratmadı. Halle Berry sahada olmak isteyen feminist karakter olarak filmde sadece yer etmekten başka bir şey yapmamış. Hani kadro dolsun diye onu da Jeff Bridges’i de koymuşlar ama ikisi de boşuna ve kalabalık yapsın diye koyulmuş gibi geldiler bana. Belki 3. filme saklıyorlardır bir şey diyemem. Zira Whiskey’nin yerini alıyordu filmin sonunda Halle Berry. Asıl Whiskey’i oynayan Pedro Pascal ise filme yakışmış. Bir nevi Colin Firth’ün Kingsman’deki yerini Statesman’de dolduran bir karakter olmuş. Kingsman deyince herkesin aklında kalan bar kavgası ise bu filmde tekrar vuku buluyor. ‘İnsanı insan yapan edeptir. Bu sözün anlamını bilir misiniz?’ sözü Harry tarafından söylendikten sonra karakterdeki
sıkıntılar dayak yemesine neden oluyor. Sonrasında onun yerini Whiskey alıyor. Whiskey kementiyle adamları güzelce pataklıyor devamında. O bunları yaparken diğer üç karakter sanki yanı başlarında kavga yokmuş gibi sohbet ediyorlar. Klişe bile olsa filmin en artı sahnelerinden biriydi bu umursamazlık. Whiskey’nin çift taraflı çalışması çok basite indirgenerek anlatıldı. Onun dışında karakterin sahneleri de, replikleri de hoştu. Colin Firth’ün bir anda onun öteki tarafa da çalıştığını anlaması bana ikna edici gelmedi açıkçası. Buradan sonrasında da zaten karakterde baş gösteren dengesizlik aldı başını yürüdü. Oyuncusu şahane olmasa Galahad ciddi ciddi elimizden gitmişti. Eggsy etrafında dönen filmde karakterin özel hayatı ve duygusal durumu fazla yer etmiş. Hikaye onun etrafında dönüyor gibi görünse de onu ilgilendiren kısmın filmin konusu ile ilgisi pek yok. Kız arkadaşı ile yaşadığı problemler ve görev arasında kalışı işlenmiş. Yani kısaca Kingsman: The Golden Circle izlenebilir, güldüren güzel bir film olmakla beraber zorlamalarla dolu, güzel sahneleri olan eksik bir filmdi. Hem de epey eksik.

PUAN: 7/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir