Menü Kapat

Duygular ve Seçimler: Hannah and Her Sisters (1986)

Woody Allen kuşkusuz son yıllarda çok tartışılan yönetmen hatta itici bulanların çoğaldığı dönemde olduğumuz tartışmasız gerçek. Pek çoklarına göre en iyi Woody Allen filmi özelliği taşıyor. Annie Hall sonrası bu film ile saygı duyulan yönetmenlerden biri olmayı başarır. Tam da kadın odaklı film yapmayı istediği dönemlerde bu yapımla karşımıza çıktı.



İnsan ilişkileri üzerine güzel bir bakış açısı sunuyor. Neyse çok uzatmadan filme geçelim. Şükran günüyle başlayıp şükran günü yemeğiyle son buluyor, 2 yıllık zaman dilimi içinde geçen hikayemiz aile ilişkileri, ilişkiler üzerine bakış atıyor. 4 kardeşin en kusursuz olarak görülen sorunsuz hayatı kardeşleri tarafından imrenilen Hannah. Kendisinden yaşça büyük sevgilisi ile yaşayan Lee. İş hayatında ve ilişkilerinde başarısız olan Holly. Son olarak Hannah’ın eski eşi hastalık hastası Mickey üzerinde şekilleniyor filmimiz.

Hannah evet ilk bakışta kusursuz hayatı olduğu görünen lakin evin içine göz attığımızda eşi Elliot ile küçük iletişim sorunları vardır tabi bilmediği bir şey var ki Elliot uzun zamandır Hannah’ın kardeşi Lee’ye arzulu şekilde aşık lakin eşine ihanet edebilme eşiğinde’dir aynı zamanda Lee hakkında duygusal hisleri mevcut, hal böyle olunca duygularının arasında sıkışıp kalmıştır. Öte yandan Michey’e göz atalım, tv showlarına imza atan bu alanda başarılı olan Mickey aynı zamanda hayattaki varoluşunu sorgulamaya başlıyor bu düşüncelerini tetikleyen aslında hastalık hastası olması, kulağında duyu bozukluğu başlamıştır ve bu konuda endişelenmeye başlıyor beyninde tümör olabilme ihtimalinden ölesiye korkuyor. İşin aslı aslında korkacağı bir şey yok ama yinede hayatını inancını sorgulamasına yol açar. Hayatını bir anda öyle anlamsız bulur ki inanacağı bir dal bulmak istiyor hatta o kadar yahudi olarak büyümesine rağmen Katolik olmayı düşünmeye bile başlar, ki bu ilginç durum çünkü hiç zaman inançlı biri olmamış.



Şöyle bir bakıyorum da gerçek hayattan çok farklı’da değil çünkü günümüzde hayatını sorgulamaya başlayan pek çok insan var hatta psikolojisi bozulan bile var ‘’ ben öleceğim ya sonsuz boşlukta olursam’’ gibi. Holly ise dediğim gibi hayatı istedikleri hayal ettiği gibi gitmez, restoran alanında bir şey yapmak ister ama sonra senaryo yazmaya başlar gibi gibi. Elliot’a dönecek olursak artık daha fazla duygularını içinde tutamaz Lee’ye itiraf eder aslında hiç aldatmak istemese de birlikte zaman geçirirler, cinsel temas yaşanır. Elliot karakterine baktığımda tam Woody Allen kalemi diyorum hatta öyle ki bazı karakter özelliklerini Elliot ve Michey’e serpiştirmiş. Sonrasında ikili suçluluk duygusuna kapılır.

Film sonlarına doğru düğümler çözülür her bir karakter kendi iç dünyalarında yaşananları rayı oturtmaya başlar. Mickey hayatındaki çıkış yolunu bulur Holly ile yakınlaşır hatta evlenirler. Lee kendisinden büyük sevgilisi ile ayrılır. Elliot ile yaşadıklarını geride bırakır, yeni ilişkiye başlar. Elliot fırtınalı zamanlarını kenara bırakır Hannah ile ilişkisini düzene sokar.



Senaryosu sorunsuz ilerleyen film tam olarak gerçek hayatta olabilecek olaylara parmak basar. Karakter gelişimi iyi yedirilmiş bana kalırsa. İzlerken tutarsız bulduğum senaryo hatası görmedim tertemiz minimum sorunla bitirir.

Oyunculuk çok başarılı. Michael Caine (Elliot) en iyi yardımcı oyuncu Oscar’ı kazanmayı başarır. Diane Wiest (Holly) ise en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını kazanır. Aynı zamanda en iyi senaryo Oscar’ını kazanmaya başarmıştır film.

Puanıma gelecek olursam : 87/100

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir